YAVRU ÖLÜMLERİ

NEDİR:

Gebeligin ilk gününden-doguma ve dogumdan-kendi bagısıklıgını olusturmasından ergenlik dönemine kadar, anneden bulasan viral veya bakteriyel hastalıklar sebebiyle yasama gücü zayıf yavruların ölümünün yanı sıra, normal ve saglıklı dogan yavrularda da belli oranlarda ölümler görülür. Bazı yıllarda isletmelerde dogan yavruların %20’sine kadar ölümler sekillenebilmektedir. Bu durum belki 50-100 yıl önce insanlar için de geçerliydi. Daha asılama programları, hijyen uygulamaları çok zayıfken olusan bu ölümler, simdi ne mutlu ki yerini az ölüm oranı ve saglıklı nesiller almıstır. Kısacası, yavru ölümlerinin büyük bir kısmı dogru uygulamalarla engellenebilir.
 

NEDEN ÖNEMLİDİR:

80’li yıllara kadar bunun birkaç örnegi mevcut olmasına ragmen, yurdumuzda, ister büyükbas, ister küçükbas sürülerinde dirençli ve verimli hayvanlar üretmek maksadıyla planlı “çevirme melezle mesi” uygulamaları ile damızlık disi materyal üretimi yapamamaktayız. Halen kendi damızlık ihtiyacımızın bir kısmını dısarıdan karsılayan bir ülke olarak, kaybettigimiz her yavru bizim için telasi zor zaman kayıpları olusturmaktadır. Hem et ve hem de süt açıgı olan bir ülke olarak dogan her buzagının,kuzunun ve oglagın hayatta kalmasına ihtiyacımız vardır.
 

NE YAPILMALIDIR:

Hem anne, hem yavru saglıgı için, yavruların temiz bir ortama dogması saglanmalıdır. Bagırsaklara gidecek ilk mikropların bagırsagın ilk yerlesimcileri olacagı  unutulmamalıdır. Hastalık yapıcı mikrop yüklü bir bagırsak ise, agız sütünden gelen antikorların bir kısmının emilmeden bagırsakta bulunan mikrop için kullanılmasına ve yavrunun ihtiyaç duydugu savunmanın azalmasına neden olur. Düveler, kurudayken memeleri süt kaçıran anneler, klinik mastitis ile doguma giren inekler veya stres faktörleri sebebiyle düsük koruma maddeleri (Antikor) içeren kalitesiz agız sütü tüketen yavrular hayati tehdit altında olabilirler. Agız sütü kalitesini ölçen kolostrometre yardımıyla bu durum tespit edilebilir. Çünkü bu koruma maddeleri dogumdan sonra yavrunun kendi bagısıklık sistemi çalısmaya baslayıncaya kadar mikroplara karsı bir kalkan vazifesi görür. Ilk agız sütü verme islemi buzagılarda; zamandan tasarruf, uygulama kolaylıgı, hijyenik uygulama, vaktinde içirilme ve yüksek miktarda içirebilme sebebiyle, ülkemizde de bulunan buzagı süt sondasıyla içirilmeye baslanabilir. Böylece ilk seferde 1,5-2
litreye ve 6 saat içinde 3-4 litreye kadar ve ilk gün 6-7 litreye kadar birinci sagım agız sütünden tüketebilirler. Bu durum buzagıda hedef korumayı saglamada önemlidir. Bu yüksek rakamlar sadece ilk gün içindir. Sonraki günler normal süt tüketimine dönülebilir. Soguk günlerde ısıtıcı infrared lamba yakılarak veya yenidogan ceketi giydirilerek ısı regülasyonu yapana kadar yavruların direnci arttırılabilir. Gereksiz antibiyotik kullanımı ile isletmedeki mikroorganizmalara direnç kazandırılmamalıdır. Son yıllarda buzagılarda neredeyse hiçbir antibiyotige yanıt alınamayan zatürre problemleri yasanmaya baslamıstır. Bununla birlikte uzun süre hiç kuru kaba yem vermeden sadece konsantre yemlerle buzagı beslemek, buzagılarda bagırsak saglıgı yönünden zayet olusturmak anlamına gelir. Bu sebeple baslangıç yemlerinin %5-10’u kadar yulaf-saman karısımı kıyılıp, yemlerine karıstırılarak buzagılara verilebilir. (Ll. Castells 2012)